AYNI DİLİ Mİ KONUŞUYORUZ ? 09/03/2016 KUŞADASI


nöronlar-1024x560
Geçen gün vipassana meditasyonu yapan bir arkadaşımla telefonda konuştuk. Arkadaşım biraz keyifsizdi. Gayriihtiyari – inanarak “Geçer” dedim.
Ve ardından bi rahatlama geldi. Karşımdaki vipassana meditasyonu yapıyor, bu yüzden ne dediğimi çok iyi biliyor ve anlıyor. Başka biri olsa muhtemelen küfür gibi algılayabilirdi. Belki de bana söylenebilirdi. Ama böyle varsayımlara hiç girmeden kendiliğinde sohbet aktı ve bunun yerine dertleri bir kenara bırakıp, bu konu üzerine konuştuk ” iyi ki aynı dili konuşuyoruz ” diye gülüştük.

Ağzımızdan çıkan her sözcükle olumlu yada olumsuz birilerini etkiliyoruz. Her sözcüğün bir karşılığı var. Ve bu karşılığın ne olduğunu empati kurarak tahmin yürütüyoruz. Ona göre söyleyip söylememeyi seçiyoruz. Birini incitmek istersek, sevindirmek istersek, cesaretlendirmek istersek, öğretmek istersek, desteklemek istersek, vs. ona göre seçiyoruz sözcüklerimizi. Karşındakinin halet-i ruhiyesi, sizin bürünmek istediğiniz kimlik belirliyor bu sözcükleri.
Sözcüklerindeki niyetini bir çok bileşen belirliyor. Bu bileşenlerin çoğu da edinilmiş bilgiler, gelenekler, öğretiler oluşturuyor. Ve duyguyla, durumla birleşen anlayışın, dudaklarından dökülüp karşındakine yükleniyor. Oda bu bilgiyi alırken bileşenlerini kullanıyor. Onda da başka zihinsel, duygusal, durumsal birleşmelerle bir anlam ortaya çıkıyor. Zincirleme reaksiyon her sözcükte yenilenerek devam ediyor.

(Küçücük bir söz neler yapabilir? sonrasında deneyimlerinizde irdeleye bilirsiniz.)

Söylediğimiz hiç bir sözcük aslında “özgürce” diye tanımlanan şekilde çıkmıyor ağzımızdan. Sizi tanıyan, hayatla ilişkinizi az çok bilen, niyetinizi ve samimiyetinizi bilen kişilere ancak özgürce sözcüklerinizi gösterebilirsiniz. Ortak paydada olduğunuz kişiler sizin sözcüklerinizi karşılayabilir.
Konuşurken bütün halleri bırakıp, kimlik arayışını dert etmeden konuşabileceğin belki de çok az insan var hayatında. Bunlar senin tahmin ettiğin gibi en iyi arkadaşların değil, senin dertlerini dinleyenler değil, seni sadece sen olduğun için sevenler değil. Hayatta edindiğin deneyim ve bileşenlerinin denk düştüğü insanlar. Gerçek ilişkiler kurduğun insanlar, aranızda yargıların olmadığı, yalanın olmadığı, kaygıların olmadığı, suçlamaların olmadığı insanlar.
İşte benim de bir anda rahatlamamı sağlayan buydu. Gerçek bir arkadaşlık…

Kiminle mi ? Önce kendimle kurduğum gerçek arkadaşlık ve sonra arkadaşımın kendiyle kurduğuna inandığım gerçek arkadaşlıktı beni rahatlatan, saf hissettiren.
Arkadaşımın kendi ile kurduğu gerçek arkadaşlık inancı nereden geliyor? Kendi deneyimsel bileşenlerimden tabii ki. Ben onun “o” olduğuna inandığım için ona sözcüklerimi özgürce verebiliyorum.

Söylediğimiz her sözcük, söylemek istediklerimiz, ilişkilenme şeklimizi ve ilişkilerimizi belirliyor. Arkadaşlarımızı böyle ediniyoruz. Kendimizle ne kadar samimi ve yalansız bir ilişki kurabilirsek, kendisi için benzer çabayı sarf eden arkadaşlar bulmamız o kadar kolaylaşacaktır. Böylelikle “beni anlamdı, anlamıyor” gibi suçlamaları da hayatımızdan çıkarmış oluruz. Bu kurmacayı hayatımızdan çıkardığımızda da omuzlarımızda taşıdığımız kocaman bir yükten kurtulmuş oluruz.

Sonra da bir ooh çekip, edindiğimiz, kendini merak eden, kendiyle arkadaşlık kurmayı bilen, arkadaşlarımızla hayatın keyfini çıkarırız. :))

Şimdi soruyorum.
Aynı dili mi konuşuyoruz?

Mutlu olun 🙂