AŞK VAR MI? AŞKIN “A” SI CİHANGİR/İSTANBUL18/11/2012


Senin vazifen aşkı aramak değil, aşkla arana koyduğun engelleri kaldırmaktır”

Hz. Mevlana Celaleddin Rumi

AŞK                                                                              KOH PHİ PHİ / TAYLAND 27/04/2012

Bazı sözcükleri açıklamak hep zor olmuştur. Bunların en başında aşk gelir sanırım. Aşk bir sürü tanımlama yapabileceğimiz ama bir noktada takılıp kaldığımız sözcüklerden biri. Kim bir aşk tanımı yapsa sonra içinden yetersiz deyip, Aşk tanımlanmaz yaşanır der.

Aşk başlı başına tanımlanması zor bir duygu, gerçekten deneyimlemeden herhalde tanımlanamaz.”

 

Diye başlayıp, yazamadığım yazıya geri döndüm. Yine deniyorum. İçimdekini aktarabilecek miyim bilmiyorum. Bu yüzden başlık bir noktada değişti. 

Aşk var” Bülent Ortaçgil’in bir şarkısının adı. Birsen Tezer çok güzel seslendirir. Her konserinde şarkıyı söylemeden önce dinleyicilerine sorar.

Aşk var mı?”

Aşkın A’sı ise sonra yazacaklarıma açtığım kapıdır.

Asıl başlık yine de AŞK .

 2012-04-30-1821

( Bu küçük AŞK bedeni, Phi Phi’de o küçük kayanın üzerinde oturup, Birsen’in şarkılarını dinleyip, denizi izlediğim yerde, annesini mağazasında bırakıp bana doğru geldi. Sonra annesi onu çağırsa da gitmemek, benimle müzik dinlemek için oldukça direndi. Tabii ki çok uzun sürmedi, annesi gelip onu aldı.)

Neden Tayland’da iken bu yazıyı yazamadım, kısaca aktarmak istiyorum. Hindistan ve Tayland gezisinde çok hızlı duygu değişikleri yaşıyor olmak, aşk üzerine gerçekliğimi doğru aktaramayacağı mı düşünüp, devam etmekten vazgeçtim. Bu gezi benim için büyük değişimlere neden oldu. Tayland’da iken çok değişken, kaygan ve yanılsamalarla doluydu. Aşk üzerine çok düşünsem de, bu yazı için çok daha saf bir zihne ihtiyacım vardı. Şu an zihnin o kadar saf mı ? Diye sorarsanız, oradakinden daha saf diyebilirim. Zihnimi daha sakin ve farkında görüyorum.

Seyahat boyunca Birsen Tezer şarkılarıyla bana eşlik etti. Özellikle Phi Phi de kaldığım 12 gün boyunca, benimle dolaştı. Küçük bir kayanın üzerinde benimle denizi izledi. Şarkıları birlikte söyledik. Döndükten sonra, geçen ay Birsen’i tekrar sahnede izledim. Bana bu yazıyı yazmamı söylüyordu adeta. Teşekkürler Birsen bu yazı senin için. Aşkla .

Aşkı tanımlamak gibi bir gayretim yok. Aşk zaten var, olanı tanılamaya gerek yok. Aşk üzerine biraz laflayacağım o kadar. Biraz uzun süre bilir, şimdiden uyarayım. Bu yazıda sözcüklerde cimri davranmaya hiç niyetim yok.

Ne zaman dert edindim aşkı?

Unuttuğumu fark ettiğimde…

Hep bir tanım ararız aşk için, nedir o tanım, nasıldır?

İlk akla gelen şekillerdir. Aşık oldum çünkü o çok güzeldir. İyidir, hoştur, komiktir, uzun sarı saçları vardır, iyi giyinir, hoş kokar, güzel bakar, bu liste böyle uzar. Aşkı şekillendirmek isteriz. Elle tutabilir, kokusunu duyabilir, tadına bakabilir, görülebilir olsun isteriz. Kafamızdaki en ideal tanım ne ise o aşk için yeterlidir.

Aşk şekil alır mı? İdeal kurgumuza uyar mı?

Şu zihnin üst yüzeyinde, şekil her an bozulabilir. Örneğin kokusu değişir. Hemen; hayır, bu aşk değilmiş dersin. Ne oldu o ideal şekle, Bir şey değişti aşk uçup gitti.

Demek ki şekil değilmiş tanımı.

Derin hisler mi ? Acaba.

İyiyim, huzurluyum, heyecanlıyım, çok sıcak hissediyorum, mutluyum onunla. El ele tutuşup, göz göze bakarsın Aşk bu dersin, üç gün sonra herhangi bir yerde aynı şekilde otururken, aşkının gözleri senden bir an ayrılır, başka birine bakar. Gördüğün anda öfkelenirsin, kıskanırsın, kızarsın neden ona baktın diye sorgularsın. Aşk bir bakışla gidiverir. Hayır, bu aşk değilmiş dersin. Ne oldu derin hislere, bir anda hoş hisler, hoş olmayana dönüştü. Aşk uçup gitti.

Demek ki derin hisler değilmiş tanımı.

Bir de aşkı acı ve ıstırap zannedenler vardır. Onu hiç yazmadan geçiyorum. En büyük tuzak acı ile aşkı bir araya getirmek.

Böyle bir sürü örnek verilebilir. Deneriz aşkı her şeyde herkeste deneriz. Başarısızlık, başarısızlık üstüne. Bir gün gelir pes ederiz. Aşk yok deriz. Hep karşımızdakinden gelsin isteriz. Karşıdaki kimden istiyor? Çok yüzeysel, baş belası beklenti. Beklentinin olduğu yerde aşk zaten kendine yer bulamaz.

Aşk gelsin istiyorsak, ilk terk edilecek beklentiler. Yazarken kolay. Edinebilmek çok zor.

Bu noktaya tekrar döneceğim.

Önce var oluşta aşk nerede başlar, nasıl gelişir.

Aşkla ilk ne zaman tanıştık. Daha öncede bunu yazdım. Spermin ve yumurtanın buluştuğu an, var oluşun ruha açılan ilk kapısında Aşkla tanıştık. Sonra ne oldu da unuttuk aşkı.

Annemizin karnında büyürken öğrenmeye başladık aşksızlığı. Anne ve babanın birbirlerine olan sevgisizliğini hissettik, tanık olduk. Onları suçlamıyorum. Çünkü onlarda aynı süreci yaşadı. Sonrasında temas kurduğumuz her şey bizi aşktan uzaklaştırdı. Yediğimiz, içtiğimiz, dokunduğumuz hemen her şey.

Büyürken duyduk aşk sözcüğünü. Herkes aşk diyordu, merak etmeye başladık, aşk nedir? Aşk üzerine şarkılar dinledik, filmler izledik, kitaplar okuduk, oyunlar izledik, sohbetler ettik. Aşk endüstrisinin içinde kaybolduk. Bunlarda bizi aşktan uzaklaştırdı. Öğrendiklerimizi deneyimlemek istedik. Bulduk zannettik kimi zaman, ama yanıldık. Deneyimlediğimizi zannederek daha da aşktan uzaklaşır hale geldik. Edindiğimiz kirli bilgiler ve baş belası beklenti peşimizi bırakmadı. İşte bu yüzden aşk var mı? diye bir soru var. Biz varoluşumuzdaki özü unuttuk. Sorgular arar hale geldik.

Şahane; feci halde sıkışmış durumdayız. Aşk var mı ? Yok mu?

Rahatlayın aşk var. Ama tekrar hatırlamak biraz zor. Çalışmak gerek.

Neyi çalışacağız peki. Bazıları için kulağa çok saçma gelebilir. Ama varoluşun özüne ulaşmak hiç kolay değil. Özü gördüğümüzde aşk kendiliğinden çıkacak.

Biz kimiz? Ya da direk soru BEN KİMİM ?

Her ilişkide karşıdakini tanımaya çalışırız. Kendimizi ne kadar tanıyoruz ki. Karşımızdakini tanıyabilelim. İlk çalışma alanımız kendimiz olmalıyız. Çok uzun yorucu ve kimi zaman korkutucu bir yolculuk olabilir. Kendimize ulaşmak için bir sürü yol var birini seçmemiz yeterli. Bazıları hızlı ilerletirken bazıları daha yavaş ilerlememizi sağlayabilir. Karmamızın etkilerini de göz ardı edemeyiz.

Aşk bize gelmeyecekse, gelmeyebilir.

Kendimize en uygun olan yolu bulmamız yeterli. Nedir bu yol?

Her şey olabilir. Küçük bir yolla başladığında diğer yol kendiliğinden açılacak. Çünkü niyetin çok güzel, niyetine güvendiğinde seni o yola götürecek. Sen sadece niyet et ve kararlı ol.

Kendimi tanıyıp, anlayacağım.” bu yeterli.

Benim yöntemim meditasyon.

Meditasyon benim için en iyi yol. Meditasyon yaptıkça kendimi fark edip, anın ne demek olduğunu kavramam kolaylaşıyor. Bende küçük bir yola adım attım ve o yol genişledi, büyüdü hazır olduğumda bana geldi. Şu an için ana yolun meditasyon olduğunu görüyorum. Bu yolda kendimi, kim olduğumu öğrenmeye çalışıyorum. Henüz çok başındayım ve kararlıyım.

Kendimize yaptığımız, haksızlıklar, şiddet, öfke, nefret, sevgisizlik, zırhlar, sınırlar, korkular, değersizlikler, aidiyetsizlikler ve daha bir sürü zihnin derinlerinde çalışan, zaman zaman yüzeye çıkan haller. Çalıştıkça yani yolda ilerledikçe bunlar teker teker karşımıza çıkacak, ve kendiliğinden, belki biz o anın içindeyken temizlenecek, sonraki anda fark edeceğiz.

Ben temizlendiğini nasıl anlıyorum. Sevgi büyüyor, her şey keyif verebiliyor. Çevremdekilere sarılabiliyorum. Karamsarlık azalıyor, korkularım azalıyor, şiddetsizleşiyor, memnuniyetim artıyor, ve aklıma gelmeyen bir sürü beni yoran mutsuz eden etkenler yavaş yavaş azalıyor.

Bütün hikaye farkındalık üzerine kurulu. Farkındalık bize nasıl aşkı getirecek? Uzun örneklerle aktarabilirim sanırım.

Yaptığımız hatalarla da başlayabiliriz.

İlk önce hata yapabiliriz bunu kabul edelim. Hata yapınca kendimize kızabiliriz, ama bir seçeneğimiz daha var. Kendimizi affedebiliriz. Kızmak affetmekten daha kolay diyorsanız. Kendinize kızın. Bir başkası size kızdığın da ne hissedersiniz. Suçlu mu, üzgün mü, siz söyleyin. Kendinize kızdığınızda ne hissediyorsunuz. Neden hata yaptığımızda affedilmeyi karşıdan bekleriz. Kendimizi neden affedemeyiz. Bunların bütün cevabı kendimizde, bir başkası bu cevapları bilmiyor.

Öncelikle kabul edelim. Hata yapabiliriz ve kendimizi affedebiliriz.

Şimdi hayali bir ilişki üzerinden, konuşalım.

Bir kadın ve bir erkek tanışır. Kalpleri birbirleri için çarpar, her şey çok güzel. Aşk geldim size der. Bilinmeyen, gözle görünmeyen bir enerji bağı kurulmuştur. Sürekli birbirine akar, aşk yaşıyordur.

Bu enerji kimilerinde bir an, kimilerinde uzun yıllar sürer. Biz bir an olanı merkeze koyup konuşalım.

Kendini hiç tanımayan iki varlık. Daha önce yazdığım gibi birbirlerini tanımaya çalışırlar. Kendi hikayelerini anlatırlar. İlk anlar çok keyiflidir. Şekilsel inceleme başlar, hislere bakılır, hoş olanlar hemen sahiplenilir. Hoş olmayanlar hemen reddedilir. Ama güvensizlik hoş olmayanları öteler. Hoş olanlar tutunmayı güçlendirir.

Yapılan ön analizde edinilen bilgilerle, zırhları kurmaya başlarlar. Sahneler kurulur, oyun başlar. Oyun içinde bir sürü yalan döner. Kendini beğendirme, kabul ettirme, sahiplendirme oluşunca rahatlamaya başlarlar. Zamanla sahneler yıkılır, zırhlar düşer. Yalanlar açığa çıkar. Kaybetme korkusu baş göstermiştir, geri dönüş yoktur. Yalanlar görmezden gelinir.

İlişki toplumla da paylaşılmıştır. Ve artık iki kişi yoktur, bu ilişkide herkesin söz hakkı vardır. Baskı da artmıştır.

İsimler konulur bu ilişkiye, önce sevgilim dersin arkasında sana ait olduğunu ona anlatacak her türlü sözcük arka arkaya söylenir. Davranışlar çoktan gelişmiştir. Temaslar, bakışlar aklınıza ne gelirse sen benimsin der. Bir an boş bırakılmaz. Bizim kullanmayı çok sevdiğimiz, deyim devreye girer. “İpleri sıkı tut” ne olacak orada bir ip olursa, hani o senin aşkındı, neden köleleştirdin onu, neden özgür kalamıyor. Neden senin malın haline geldi.

Sen ne istersen o olsun sevgilimle başlayan her şey dönüşmeye başlar, sürekli vermeye başlarlar. Alan aldıkça semirir, daha çok ister. Bana benze, benim gibi ol, benim gibi konuş, benim gibi davran, böyle daha mutlu olacağız.

Tebrikler kendin gibi yaptın aşkını, artık birbirinizin kopyasısınız. Sonra eleştirmeye başlarsın çok değişti, çoook. İlk tanıdığım, aşık olduğum insan değil.

Onu köleleştirdin, Sen onu uçarken kanadını kırdın, onu altın kafese koysan da o artık o değil.

Onu sahiplendin ve onu başkalaştırdın. Artık onun tüm duyumları sensin. Aşık olduğun kişi olmasını bekleme.

Ona yalan söyledin, şiddet uyguladın, özgürlüğünü çaldın, kendisinden uzaklaştırıp, gerçekliğini yok ettin. Aşkı yanlış anladın, aç gözlü oldun.

Ya senin gibi olmayı reddederse, sen beklenti içinde kendini yer bitirirsin. Aramadı, sormadı, umursamıyor gibi bir dünya kuruntu seni yer bitirir. Oysa ki o sadece kendisi olmaya çalışır.

Sen o olmayı denersin ama başaramazsın acı çekersin, sonra buna o güzel ismi koyarsın “ aşk acısı çekiyorum”

Yok öyle bir şey kendini kandırıyorsun. Sadece yavan bir sevgi beklentisi içindesin, kendine acırsın, mutsuz olursun, o kadar.

Onu ve kendini tanı; kendi alanlarımızda yaşamayı öğrenmeliyiz. O zaman göreceğiz ki aşkı yaşayabiliyoruz.

Ben bunun böylesine bir gerçek olduğuna inanıyorum.

Nasıl aşkımıza ve kendimize alan açabileceğiz. Çalışacağız da somut olarak ne öğreneceğiz.

Eski alışkanlıklarımızın üzerinde, davranış şekillerimiz olacağı kesin, çatışmayacak, kıskanmayacak, boğmayacak, kızmayacak, sahiplenmeyecek, köleleştirmeyecek, bağımlı hale gelmeyecek, korkmayacak ve daha da uzatırım bunları.

Birkaç örnekle devam ediyorum.

Sevgiliyle aynı insan değiliz. Aynılaştırmaya çalışmayalım. Bir ilişki de aynılık denen şey yoktur. Çünkü biz aynı değiliz. Birimizin sevdiğini diğerimiz sevmeye bilir. Seveceksin diye zorlamayalım onu, o da yapmasın. Aynılık üzerinden uyum aramak çok anlamsız, bir derede tersine kürek çekmektir bu.

Onu sahiplenmeyelim, onunla dost olmalıyız, biz özgür olmak istiyoruz ama onun özgürlüğünü çalmaktan çekinmiyoruz. Dost özgürlüğü çalmaz, dost hırsız değildir.

Onu kıskanmayalım, o çok güzel diye onunla birlikte olmaktan mutlu olmalıyız. Biri sevgiline baktığında çıldırmayalım, kızmayalım. Biz aşkı kavradığımızda beğenilen bir partner o zaman rahatsız, huzursuz etmeyecek, çünkü içimizdeki özü görmüş olacağız.

O lotus çiçeğinin bizimle yaşamasından keyif alacağız. İşte içimizde ki öz aslında o.

Çalıştıkça içimizde korku olmayacak. Sevgiliyi de korkut mayacağız, onu bağımlı yapmamayı öğrenmiş olacağız.

Çalıştıkça sadece onu ve kendimizi sevmekten vazgeçeceğiz. Ne kadar çok seversek, tüm varlıkları sevebilirsek, o kadar büyük bir aşk olacak içimizde. Ve o zaman özgürleşeceğiz.

Bütünüyle varoluşu sevebilirsek, koşulsuz sevgi olacak. Bütünlüğe bir aradalığa ulaştığımızda , aşk haline ulaşmış olacağız. Ben aşk olmuş olacak. Dualite – ikilik kalkmış olacak.

İşte bu aşkın ne demek olduğunu öğrendiğimizde, özgür olacağız. İşte bu yüzden kedimize bakmalıyız. Çalışmalıyız.

Diğer ama içi içe geçmiş bir konu da; Aşkta aradığımız nedir ? Sorusu.

Aşkla ilgili bir takım karmaşaları çözmeye başladığımızı zannettiğimiz de karşımıza çıkar bu hikayeler ya da olaylar.

Bir çok kişinin dilindedir, Şems ve Mevlana, Leyla ile Mecnun gibi aşk kahramanları. İşte bu noktada onların ki gibi aşıklar ararız kendimize. Mümkün mü? Mümkün.

Aradığın Şems-i Tebrizi ve Mevlana’nın ki gibi bir aşk mı?

Sen Şemsi’ni mi arıyorsun? Mevlana üzerine araştırmalar yapan Cemal Nur Sargut: “Mevlana Şems’le karşılaşmasaydı da tüm eserleriyle dünyaya tesir edecekti ama Mevlana olmayacaktı.” der. Mevlana ve şems bir bütündü. Sen kendi içinde bütününü bulma şansın varsa Şemsi’ni içinde ara , o zaman mevlana olabilirsin. Mevlana’ya Şems gönderildi. Mevlana ona açık olmasaydı Şems ona gitmezdi.

Mevlana ile Şems arasındaki “İlahi Aşk” idi. İnancın her ne ise ya da inançsız isen de fark etmez. Aşk senin içinde. Belki bir gün sana da bir şems gönderilir. Ama o gelene kadar bekleme aşkını içinde yaşat ve büyüt.

Unutmayalım ki Şems Mevlana’ya geldikten sonra görevini yaptı ve gitti. Şemsler gider, içindeki şems hep orada olacaktır.

Mevlana ve Şems’in muhabbeti, aşkı bize güzellikleri öğretmiştir. Çok şanslıyız ki tarihimizin güzel aşıkları bize ulaşabilmiş, bizde onları okuyarak aşkı anlama şansına sahibiz.

Sen Leyla’nı da arıyor olabilirsin, ama sana Leyla geldiğinde sen başka aşka düşmüş olabilirsin. Bırak Şemsi, Leyla’yı onlar senin içinde çok uzaklarda arama, o zaman sana geldiğinde onu anlayacaksın, ona eziyet etmeyeceksin, giderse de acı olmayacak içinde o aşk yaşayacak.

Burada Aşk’ın A’sını bitirmek gerek diye düşünüp virgülü koyuyorum.

Unutmayın burada kendimin ya da sizin bilmediğiniz hiçbir şeyi yazmadım. Sadece unuttuk, hatırlamamız için bu yazı var.

Aşkla mutlu olun 🙂

BİRSEN TEZER AŞK VAR. DİNLEMEK İÇİN . http://www.youtube.com/watch?v=CMz6lgR-2Fk

TAYLAND’DA EN ÇOK DİNLEDİĞİM ŞARKI, BİRSEN TEZER VE HÜSNÜ ARKAN . http://www.youtube.com/watch?v=w3MMbvh-vmE