HAREKET 05/11/2013 CİHANGİR/ İSTANBUL


Martin Sonderkamp profesyonel bir kareograf ve doğaçlama dans sanatçısı,(Performans izle) bu yıl İstanbul’a dans eğitimi vermek için geldi ve derslerinden birinde şu sözü söylemiş;
“Duruşumuz değiştiği anda içsel durumumuzda değişir.”
stroboscopic-dancer-motion-hannah-2 copy
Benim için hayattaki bir çok şeyi tanımlayan bir söz olduğu için çok benimsedim.

Geçtiğimiz haftalarda 3 hafta kadar İzmir’de kaldım, kaldığım süre boyunca farklı olay ve durumlarda bu tanımlama üzerine çalıştım. Öncesin de aktif bedensel hareketlerimi kısıtlayan ağrılarım için bir dizi beden terapisi alıp, Yoga Dans workshopu verip arkasından Vipassana meditasyon kursuna katıldım.

Duruşun değiştiği her türlü küçük ve büyük, tüm bedenlerde algılaya bildiğim boyutta hareketle oluşan içsel durumumu izledim.

Oldukça yoğun geçen bu içsel gözlem süreci üzerine bir şeyler yazmadan geçemeyeceğimi farkettim.
Öncelikle bedende hareket sorgulamalarımın sonucu oluşan,Yoga Dans programımın kısaca hedeflediği sürece değineceğim.

Yoga Dans bedendeki enerji kanalları ve akışı üzerine çalışılan bir uygulama, yüksek, hızlı – değişken, yavaş – akışkan, dingin – ritmik, uyumlu – güçlü kordine, uyumsuz – sarsıcı, gibi durum tanımları yapabileceğim bir çalışma.
Yıllar içerisinde edindiğim, dans, müzik, spor ve Yoga deneyimlerimin özleriyle, yoğun, disiplinli bir çalışmayla oluşturduğum bu pratiğin ilk ciddi sunumunu, yoganın bende tohumlanmasına neden olan ve bolca dans ettiğim İzmir Yoga stüdyosunda meraklılarıyla buluşturmanın keyfini yaşadım. Atölye çalışmasının ardından katılımcılarla yaptığım sohbetlerde aldığım geri bildirimlerin hedeflediğimi yakalaya bilmiş olmama, çizdiğim yolun doğru ve işler olduğunu deneyimleyebilmek, içimde yarattığı hareketleri izleyebilmek en öğretici yanı oldu.

Bu güçlü bedensel çalışmaların akabinde ki gün Vipassana kursuna başladım.

En son yaptığım kurstan sonra çok az yapabildiğim, özellikle gezi olayları sonrasın tamamıyla koptuğum meditasyon disiplinimin beni muazzam bir zihinsel ve bedensel dengesizliğe götürdüğünün farkındaydım.
Bu nedenle neler yaşayacağımın bilinmezliğini korkusunu da az olsa yaşadım. Vipassana’da bambaşka bir hareket sürecine girecektim. Bunun bilgisi de ürkütücüydü. On gün boyunca günde 11 saat oturarak görünende hareketsiz, içeride çok ince ve hızlı değişken hareketlerin olduğu bir on gün…

Derinlemesine içsel çalışmamı yapabileceğim anlar. Bu on günde neler yaşanır deneyimlenmesi gerekir, anlatılarak doğru bilgi verebilmek çok güç, bir on günü anlatmayı denesem günlerce yazmam gerekir. Ve ben bunu başarabilsem de her kişinin deneyimi farklı olacağı için değişken hareket bütününü anlatma çabası anlamsız olacak.
Her hareketin başlangıcı, ilerleyişi ve bitişi gibi. Hareketin taşıdığı değişkenlik nedeniyle, anlatılması güç ve anlamasız.

Hareket her an oluş halinde, bu oluşu izlemenin ne faydası var peki.

Derdim de işte tam da burada başlıyor. Meditasyon, yoga, dans gibi çalışmalar işte bu yüzden yapıyoruz. Hareket oluş sürecini izleyip kendimizi, evreni anlayabilmek için.
Hayatın her noktasında hareketle uğraşırız. Öğrendiğimiz her şeyi hareketle öğreniriz.
Mutluluk, sağlık, aşk ve bir çok şey hayatımızın bütününü oluşturur. Bunların hepsi hareketle başlar, gelişir ve biter.
Peki bir soru.
Kabaca hareket iyi bir hayat için yeterli midir?
Bütün arzu, istek, özlemlerimizin merkezinde hareket vardır. Daha derin hislere ulaşmak için, bu kaba hareketleri inceltmeyi isteriz. Bu otomatik bir doğa kanunu aslında. Hep daha iyi ve hoş duyumlar isteriz. Ama yine hareketle edindiğimiz duvarlarımız, blokajlarımız sayesinde kapatırız kendimizi bu duyumlara.
Kimilerimiz inanacağımız nedenler, durumlar veya bilinmezler yaratır ya da yaratılmışları seçeriz. Zihnimizde bir şey kurgular, ona inanır ve hatta sığınırız. Bu yarattığımız kurgu dünyası bizi özgür ve huzurlu hissettirir. Böylelikle karşımıza çıkan zorlukları daha rahat karşılar ve göğüs gerebiliriz. Ama bu kurguladığımız dünya çoğu zaman yanıltıcı ve aldatıcı olur. Ve bunun sonucunda inciniriz, acı çekeriz.
Bazılarımız ise bu huzur ve mutluluğa kesin ve sürekli olabilecek çözümler ararız. Bir kabul sürecine girmemiz gerekir, bunun için bu süreç tamamıyla gerçeklikten oluşur. Her an geçici ve değişken hareketleri algılamamız ve olduğu haliyle kabul etmeliyiz. Yoga ve meditasyon yaparak bu zorlu sürecin en iyi incelemesi ve gözlemine şahitlik edebilir ya da bu uygulamaların içinde yine kurgusal bir oyun oynayabiliriz!

Her katıldığım on günlük kursta ne tarz kurgusal oyunlar oynadığımı biraz daha iyi anlar hale geldiğimi görüyorum. İçimdeki o reddeden ve şiddetle arzulayan canavar her an beni ele geçirebilmek için kapı ağzında nöbet tutuyor. Ben ise bununla savaşa bilmek için her an hareketi olduğu haliyle izleyip müdahale etmemeyi öğrenmeliyim. Hareketin oluş sürecine mümkün olan en hassas düzeyde görebilir olmalıyım ki oluşabilecek her durumda dengelilikle kalabileyim.

İşte bütün çalışmaların nedeni, hareketin öğrettiği “muazzam bir dengelilik” halini yaşayabilmek.
Bu dengeliliği sağlayabilirsek bütün davranış kalıplarımız değişecek, farklılaşacak ve daha anlayışlı sevgi dolu, mutlu, huzurlu varlıklar olacağız ve incinmeyeceğiz. Her şeye bakışımız ve dokunuşumuz duyarlı hale gelecek.

“Dokunuşumuz duyarlı hale gelecek” deyince bu ne demek havada kalmasın diye size ve kendime bir örnek vermeliyim.

Çok sevdiğim bolca kullandığımız bir sözümüz var. “ Her şeyin küçüğü güzel” bu çok basit görünen cümle aslında o kadar çok şeyi ifade eder ki, ama hiç bir zaman bunun üzerine düşünmeyiz. Sadece yeri geldiğin de söylediğimiz bir söyleyiştir.
Bir yanıyla hayata nasıl dokunduğumuzun tarifidir bu söz. Şöyle anlatabilirim sanırım.

Yeni doğan bir bebeğe yaklaşımınız nasıl olur bir düşünün, kucağınıza almak istersiniz, ama o kadar narindir ki en yumuşak dokunuşlarınızı hatırlarsınız ve olabildiğince nazik davranırsınız. Bir yeni doğan için sergileyeceğiniz hareketleriniz, yumuşacık olu verir bir anda, ama diğer yandan , bir arkadaşa, ebeveynlerinize, sevgiliye, bir çiçeğe, bir hayvana, bir taşa, bir ağaca ve en çarpıcısı kendinize dokunuşunuz da aynı korunaklı ve özenli hareketi süreklilikle taşıyamaya bilirsiniz. Yeni doğan kadar güvenli olmayabilir diğerleri, korkarsınız, aynı özeni göstermemek için bir anda binlerce neden oluşabilir zihninizde. Küçük olanlar zararsızdır, masumdur, korkutmaz. Peki neden bir yeni doğana yaklaşımımız gibi diğer her şeye aynı hassasiyetle yaklaşamayalım. Özellikle kendimize, işte bazılarımız buna ulaşabilmek için çalışıyoruz. Bulduğumuz en iyi metotları anlayarak dolaylı çabalarla öze geri dönmeye çalışıyoruz.
cool20

Her türlü hareket dolaylı etkileri ve duyguları var. Bu duygular bizim varoluşumuzu oluşturuyor. Bu duyguların nedense acı ve kötü olanları bizi gereğinden fazla kontrol ediyor. Bu durumu fark edenler kurtulma yolları arar, bu arayış bizleri yoga ve meditasyon gibi hareket parçalarına götürür. Yoga ve meditasyon da bizi kaynağın çıktığı yere geri götürür. Hareketi olduğu haliyle izleyip hareketle edindiğimiz kirliliklerden arınıp, başka bir harekete dönüştürmemizi sağlayacak harekete götürür.
İşte bu ve daha üzerine çok şey yazılabilecek nedenlerden ötürü “Hareket” üzerine çalışılması ve düşünülmesi gereken bir sözcük ve bir oluş.

Olup biten tüm hareketleri izleyin, farkında olun ve mutlu olun 🙂